Son yıllarda sağlık gündeminde geniş yer tutan BSE (Bovine Spongiform Encephalopathie, Deli Dana)'den sonra, yine İngiltere'de binlerce hayvanın kesilmesine ve imha edilmesine neden olan Şap Hastalığının görülmesi, tüketicinin aklını karıştırmıştır. Uzun yıllardır Türkiye'de de görülen şap hastalığının seyri, bulaşma şekilleri, hayvan ve insan sağlığı, gıdalarla insanlara bulaşma durumu yönünden, toplumun bilgilendirilmesi uygun olacaktır.
Şap (Aphthae Epizootica, Foot and Mouth Disease: FMD), sığır, koyun, keçi, domuz ve vahşi ruminantların çok bulaşıcı bir enfeksiyonudur. Hastalık ilk olarak 1546 yılında italyan Hieranymus Fracastorius tarafından tanımlanmıştır. Kuzey ve Orta Amerika (Panama'nın kuzeyi), Avusturalya, Yeni Zelanda ve Kanada haricinde dünyanın pek çok ülkesinde tespit edildiği bildirilmiştir.
ETKENİN ÖZELLİKLERİ ve KLİNİK BELİRTİLER
Şap hastalığı etkeni, Picornaviridae familyasından Aphthovirus genusuna dahil olan virüsun, immunolojik olarak ayırdedilen yedi serotipi (O, A, C, SAT 1, SAT 2, SAT 3, Asya 1) vardır.
Virüs güneş ışığına ve dezenfektanlara karşı çok duyarlı olmasına karşın, + 5°C'nin altındaki sıcaklık derecelerinde, soğuk muhafaza ve dondurma sıcaklıklarında canlılığını yıllarca korur. Sığır derisi ve kıllarında 4-6 hafta, salya ve gübrede 1-4 hafta, suda 3-4 ay, toprak yüzeyinde 3-28 gün, kontamine ayakkabılarda 11-14 hafta canlılığını korur. Canlı kalabildiği pH aralığı, pH 6.5 – 9.5 tir. Daha düşük pH değerlerinde (<pH 6.0) inaktivasyon süreleri; pH 4'ün altında <15 saniye, pH 6.0'da 2 dakika, pH 7.0'de birkaç hafta olup, 9.5 ten yüksek pH değerlerinde süratle inaktive olur (pH 12.5'da <15 saniye). Bu nedenle NaOH (% 1'lik) ile pH 14 olan solüsyonlar etkili dezenfektan olarak kullanılır. Virüs, yüksek tuz konsantrasyonlarından etkilenmez. Sıcaklığa dayanıksız olan etken, 60°C'de 5 dakikada, 80°C'de ve pastörizasyon işlemi sırasında canlılığını koruyamaz. Etken, şap hastalığından ölen ve/veya kesilen hayvanların salgılarında ve dokularında bulunabilir. Viremi esnasında kesilen hayvanların tümünde ve mezbaha ürünlerinde virüs bulunur.
HASTALIĞIN YAYILIŞI
Hayvanlar arasında çok bulaşıcı olan hastalık, enfekte veya kontamine hayvanlar, ürünler, objeler ve insanlar aracılığı ile yayılır. Virüs ile kontamine materyaller, meralar, yemler, sular, rüzgar, enfekte çift tırnaklı yabani hayvanlar, sinekler ve hayvan bakıcılarının hastalığın bir bölgeden başka bir bölgeye yayılmasında önemli rol oynarlar. Panayır, pazar, göçler ve kurbanlık hayvan hareketleri, hastalıklı bölgeden hayvan ürünlerinin çıkartılması, nakil araçları şap virüsünün bölgeden bölgeye, hatta bir ülkeden diğer ülkeye yayılmasına sebep olurlar. Şap hastalığının en önemli epidemiyolojik özelliklerinden biri de virüsün hava yoluyla kilometrelerce uzaklara taşınarak yayılmasıdır. Hava yolu ile yayılmada önemli faktörler rüzgarın yönü ve hızı, hava sıcaklığı ve havadaki nem oranıdır. Şap virüsünün uygun hava şartlarında, % 60'ın üzerinde nem oranı ve 21-27°C hava sıcaklığında, 100 km uzağa kadar taşınabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle hastalığın kontrolünde, karantina önlemleri, transportun önlenmesi ile dezenfeksiyonun önemli yeri vardır.
HAYVANLARDA KLİNİK BULGULAR ve EKONOMİK ÖNEMİ
Şap hastalığına yakalanan hayvanların ağzında, meme ve tırnaklarında, içi lenf benzeri sıvıyla dolu yuvarlak veziküller oluşur. Devamlı ipliksi bir salya akışı görülür. Hayvanda yürüme güçlüğü, 42°C'ye kadar ulaşan ateş ve ağızdaki lezyonlar nedeniyle, yemeden içmeden kesilme gözlenir. Hızlı kilo kaybının yanısıra, meme dokusunun fonksiyonunu yitirmeye başlaması nedeniyle süt verimi de hızla düşer. Dünyada pek çok ülkede, zaman zaman büyük salgınlar halinde görülen ve morbiditesi % 90-100'e ulaşan şap hastalığı, mortalitesi % 5 olmasına rağmen, süt ve et miktarındaki düşüş nedeniyle büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu durum, hasta hayvanların kesimi ya da imha edilmesi ile sonuçlanmaktadır.
İNSANLARA BULAŞMASI ve KLİNİK BULGULAR
Şap hastalığı zoonoz (hayvanlardan insanlara bulaşan) hastalıklar arasında yer almakla birlikte, insanlar hastalığa karşı fazla duyarlı değildir. Duyarlılık az olduğu için hastalık da oldukça seyrek görülür. İnsanlar, hasta hayvanların deri veya ağız mukozası ile temas ve yeterli ısı işlemi uygulanmamış (iyi pastörize edilmemiş) enfekte sütleri içerek, çiğ sütten üretilen ve olgunlaştırılmayan peynirleri, yine yeterli ısı işlemi uygulanmamış, pH'sı düşmemiş etleri tüketerek enfekte olabilirler.
Hastalık insandan insana geçmemektedir. İnkübasyon süresi 2-6 gün kadar olup, ateş, yorgunluk, keyifsizlik, kollarda ve bacaklarda ağrılar dikkati çeker. Ağız mukozası kızarıktır. Ağızda, gırtlakta ve dudaklarda vezikül benzeri ağrılı kesecikler oluşur. İlerlemiş olgularda bu oluşumlara, daha çok hayvan sahiplerinde, direkt temaslarda ellerde ve ayaklarda, genellikle de parmak uçlarında rastlanır. İnsanlarda prognoz iyidir. İyileşme 5-10 gün içerisinde görülür.
Şap hastalığı, bir halk sağlığı problemi olarak görülmemektedir.
HAYVANSAL KÖKENLİ GIDALAR ve ŞAP
Şap virüsünün canlılığını korumasında, en önemli etkenler arasında pH ve sıcaklık yer almaktadır. Bu nedenle hayvansal gıdaların pH'ları ve uygulanan ısı işlemi önemlidir. Kesimden sonra başlayan glikoliz ve diğer biyokimyasal olaylar ette pH değişimini farklı limitlerde oluşturmaktadır. Kas glikojeni, anaerobik metabolizma ile laktik asite dönüşür. Oluşan laktik asit, dolaşım sisteminin işlevini yitirmesi nedeniyle, kan ile karaciğere taşınıp glikoz ve/veya glikojene dönüştürülemediği için kaslarda birikir. Anaerobik enerji metabolizması kas glikojeni tükeninceye kadar devam eder. Etlerde 24 saat içerisinde ön soğutma sırasında virüsün bulunduğu, fakat 48 saat sonra virüse rastlanmadığı bildirilmiştir. Bunda post-mortem pH düşüşünün rolü büyüktür. Ancak, post-mortem sırasındaki laktik asit miktarı, hayvanın sahip olduğu fizyolojik dengeye ve buna bağlı olarak, kaslardaki glikojen miktarına bağlıdır. Yeterli kas glikojenine sahip olan hayvanlarda kesim sonrasında pH düşüşü istenildiği gibi olur. Canlı hayvanda etin pH'sı @ 7.3 iken, kesim ile kanın akıtılması sonucu pH @ 7.0'ye düşer. Normal şartlarda kesim sonrasında 7-8 saat içerisinde pH 5.3-5-5.6'ya kadar düşer. Kas glikojen düzeyi fizyolojik olabileceği gibi strese bağlı olarak da azalabilir. Kesimden önce dinlendirilmemiş hayvanlarda stres ya da gerilim nedeniyle kas faaliyetleri arttığından, artan enerji açığı kas glikojeni ile sağlanır ve kesim sonrasında pH düşüşü istenildiği gibi olmaz. Sonuçta DCB (Dark Cutting Beef) ve DFD (Dark Firm Dry) olarak adlandırılan yüksek pH'lı düşük kaliteli etler şekillenir. Bu tip etler pH'larının 6.3-7.0 arasında olması nedeniyle risk oluşturabilmektedir.
Genelde teknolojisinin de uygun olması nedeniyle yüksek pH'lı etler salam ve sosis üretiminde değerlendirilirler. Bu ürünlere, üretim teknolojilerinin gereği olarak haşlama işleminin uygulanması etkenin inaktivasyonunu sağlar. Etken, fermente sucuklarda ise 14 gün içerisinde canlılığını kaybeder. Hayvan Sağlık Zabıtası Kanununun 484/4 nolu maddesi gereği, Şap hastalığı başka bir hastalık ile komplike olmuş ise, veya kaşeksi (hayvanın besi durumunun kötü olması) ve kas bozuklukları varsa tamamen, aksi taktirde sadece hastalıklı kısımlar ve tırnaklar imha edilir. Dil ve başın sağlık kontrolü altında kaynatıldıktan sonra gıda olarak tüketilmesine izin verilir. Bu nedenle Şap hastalığına yakalanmış ve/veya semptomları yeni göstermeye başlayan besili hayvanlar, Veteriner Hekim denetiminde kesime sevk edilerek, iç organlar, baş, dil, tırnak ve deri imha edilerek, etleri 48 saat olgunlaştırılmaya bırakılır. Bu süre sonunda etin pH değeri ölçülerek, pH'nın düşüp düşmediği saptanır. Bu aşamada, DCB ve DFD etler ayırılarak, Veteriner Hekim kontrolü ve izniyle tüketime sunulur. Kesimi takiben, etler olgunlaşmadan hemen dondurulursa şap virüsu aylarca canlı kalabilir ve et çözüldüğünde etken enfeksiyon yeteneğini korur. Yine hasta veya yorgun halde iken kesilen hayvanların kaslarında laktik asit oluşumu veya pH değerinin düşmesi, oldukça yavaş şekillendiği için, şap virüsünün ette pH değerine bağlı olarak inaktivasyon süresi uzamaktadır.
Şap hastalığında görülen yüksek ateş, virüsün memeye ve meme başına yerleşmesi nedeniyle süt verimi çok azalır. Süt, süt proteini olan kazein sentezinin durması, serum proteinlerinin, özellikle immunglobulinlerin miktarlarının artması nedeniyle sarımtırak renkte ve suludur. Şap hastalığı görülen ineklerden sağılan ve/veya aynı bölgeden gelen sütlerin çiğ olarak tüketilmemesi tavsiye edilmektedir. Sütte bulunan virüsün klasik pastörizasyon yöntemi (72°C'de 20 saniye) ile yok edildiği bildirilmiştir (WHO, 1966 Hygiène du lait. Organisation Mondial de la Santé. Ceneve,Suisse.). Kaldı ki Türkiye'de 85°C'de 1 dakikalık pastörizasyon işlemi uygulanmaktadır. Bu nedenle şap virüsünün pastörize veya UHT (Ultra High Temperature, steril) sütlerde, pastörize sütten yapılmış beyaz peynirde, yoğurtta, telemesi haşlanan (min 75°C) peynirler arasında yer alan kaşar peynirinde bulunması olası değildir. Ancak çiğ sütten üretilen ve olgunlaştırılmadan satılan köy peynirlerinde, pH'nın yeterli ölçüde düşmemiş olması nedeniyle, etken canlılığını koruyarak risk oluşturabilir. Bu nedenle, sadece şap hastalığı etkeni yönünden değil, çiğ sütten üretilmesi nedeniyle pek çok zoonoz (hayvanlardan insanlara bulaşan) hastalık etkeni ve patojen mikroorganizmayı içerebilen taze beyaz peynirlerin 3 aylık olgunlaşma periyodunu tamamlamadan tüketilmemesi ve pazarlarda satışının yasaklanması gerekmektedir.
ŞAP HASTALIĞI : TÜRKİYE'DE DURUM
Şap hastalığı Türkiye'de uzun zamandan beri Dabak veya Şap olarak bilinmektedir. İlk istatistiki bilgiler 1914 yılında yayınlanan Tarım İstatistiklerinde vardır. Osmanlı döneminde özellikle Trakya bölgesinde olmak üzere birçok salgın görülmüştür.Bu bilgilere göre 1914 yılında Osmanlı ülkelerinde 9455 şap vakası tespit edilmiş ve hastalığa yakalanan hayvanlardan 4327'si ölmüştür.
Şap hastalığına karşı ilk aşılama 1942 yılında yapılmıştır. R.I. Enginer tarafından üretilen aşı Karacabey ve M. Kemalpaşa'da uygulanmıştır.
SAT-1 1962 de Afrika dışında ilk olarak Bahreyn'de görülmüştür. Kısa sürede Mezopotamya bölgesine yayılmış ve Orta-Doğu ve Anadolu'yu içine almıştır. Avrupa Şap Komisyonu 20-21 Temmuz 1962 de Roma'da çok acil olarak toplanmış FAO kaynaklarından Türkiye'ye tip spesifik aşının temini kararlaştırılmıştır. Aşılamaya 1962 yılında başlanmıştır. FAO ile işbirliği ile Trakya tampon bölge ilan edilmiştir. Yetersiz aşı nedeniyle önce sadece Edirne, daha sonra Kırklareli ve Tekirdağ illeri ve Eceabat, Gelibolu ilçeleri de tampon bölgeye dahil edilmiştir.
SAT-1 3 Ekim 1963 ten sonra Trakya'da görülmemiştir. 21 Haziran 1965' ten sonrada Anadolu'da bu tipe karşı aşılama yapılmamıştır. A22 ve O1 e karşı aşılamaya devam edilmiştir.1967-71 arasında Trakya'nın durumunun iyileştirilmesine ve aşı üretiminin arttırılmasına çalışılmıştır.
1 Ağustos 1973' de İran'dan Asia-1 tipi Türkiye'ye bulaşmıştır. Ankara'da FAO, OIE ve AT temsilcileri ile birlikte acil bir toplantı yapılmış ve yeniden belirlenen tampon bölge için Şap Enstitüsü'nün üretim kapasitesinin yıllık 90 milyon doza çıkarılması için kaynak düşünülmüştür. Tampon bölgede trivalan aşı ile aşılama yapılmıştır.Bunun sonunda hastalık kısa sürede kontrol altına alınmıştır. 1987 yılına kadar trivalan aşı kullanılmıştır.
1970 yılında tampon bölgedeki il sayısı arttırılmıştır. Trakya'daki bütün iller ve Çanakkale, İstanbul, Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Sakarya batı tampon bölgesine; Suriye ve Irak sınırında Hatay, Gaziantep, Ş.Urfa, Mardin illeri sınırdan 20 km içeriye kadar Güney-Doğu tampon bölgesine dahil edilmiştir. 1983 te Hakkari, Van, Ağrı, Kars illerinin sınırdan 20 km içeride bulunan köyleri de tampon bölgeye dahil edilmiştir. 1986 yılında Bilecik, Siirt, Diyarbakır ve Erzurum tampon bölgeye dahil edilmiş, fakat bir yıl sonra Diyarbakır ve Erzurum Aydın ve İzmir ile yer değiştirmiştir. 1988 de, tampon bölgedeki il sayısı Afyon, Bolu, Eskişehir, Kütahya, Manisa, Uşak ve Zonguldak'ında katılımı ile 28' e çıkmıştır.
Ekim 1989 yılında Brüksel'de yapılan Şap Zirvesinde alınan karar gereğince tampon bölge Trakya'dan Anadolu'ya kaydırılmış, Trakya'ya Ari Bölge statüsü verilmiş ve 1990-91 yılında Trakya'da aşılamaya son verilmiştir. Trakya'ya ari bölge statüsü verilmesinin bir amacı Trakya'dan Avrupa pazarına ihracat yapmaktır.
Türkiye'de 1914 yılından beri değişik tarihlerde A2, A5, A22, A96, O1, SAT-1 ve Asia-1 tipleri teşhis edilmiş ve ekzotik tipler eradike edilmiştir. Nisan 2001 tarihinden itibaren Asia 1 tipi görülmemiş olup, hastalık mihraklarından yalnızca A96 ve O tipi tespit edilmektedir.
Şap hastalığının kontrolü için karantina tedbirleri ile birlikte aşılama 1962 yılından beri uygulanmaktadır.
EKONOMİ VE TİCARETE ETKİSİ
Şap hastalığının meydana getirdiği kayıplar
-
Süt ve et verimindeki kayıplar,
-
Hayvanların gelişmesinde gerilik,
-
Gebe hayvanlarda yavru atma,
-
Özellikle genç hayvanlarda görülen oldukça yüksek oranda ölümler,
-
Dış ticarete getirilen kısıtlamalardan doğan ekonomik kayıplar,
-
Tedavi masrafındaki maliyet,
Şap hastalığından dolayı yıllık % 15 süt kaybı görülmektedir.Süt kaybından dolayı uğradığımız zarar yaklaşık 8 milyon ABD $ dır. Et kaybı ise % 10 dolayındadır. Et kaybından dolayı uğradığımız zarar ise 81 milyon ABD $dır
Hastalık görülen bölgelerde canlı hayvan ve hayvansal ürün ticareti durdurulmakta, çok sayıdaki tarımsal ürünün başka ülkelerce ithalatına sınırlama getirilebilmektedir.
Avrupa'da ve hastalığı eradike eden ülkelerde önce her yıl sistematik yoğun aşılama programı uygulanmıştır. Bu sayede hastalık mihraklarında önemli ölçüde azalma sağlanmıştır. Eradikasyon programı uygulayan ülkeler hayvanları imha etmekte ve çiftçilere hayvanın bedelini ödemektedir.
KLİNİK TABLO
Tipik vakalarda sığırlar 3-6 gün inkübasyon devresi gösterirler, fakat bu süre 1-11 gün arasında değişebilir. Hastalık yüksek ateş, depresyon, solunum güçlüğü, ağız ve ayakta veziküllerin görülmesiyle karakterizedir. Sağımdaki hayvanlarda belirgin olarak süt veriminde düşme görülür. Dil üzerinde, damakta ve dudaklarda içi saman rengi sıvı ile dolu veziküller görülür.
Morbitide oranı %100'e kadar varabilir, fakat mortalite oranı buzağılar hariç düşüktür. Genç hayvanlar yaşlılardan daha hassastır.
Hayvanlarda salya akması görülür. Vesiküller birkaç saat sonra açılır ve açık kırmızı renkli ülserler meydana gelir. Genellikle ayaktaki rupturlar enfekte olur.
Post-mortem muayenede akut viral miyokarditis görülür.
Sığırlarda klinik belirtiler;
Yüksek ateş,
Titreme,
Donuk ve cansız bakışlar,
Salyalı ve şapırtılı ağız,
Ağız, dil ve dudaklarda yaralar,
Diş etlerinde hassasiyet ve içi dolu kabarcıklar,
Hassas ve ızdıraplı ayaklar,
Ağır vakalarda tırnak düşmesi,
Süt veriminde azalma,
Buzağılarda ölüm.
Koyunlarda klinik belirtiler;
Sığırlarda görülen belirtilere ilave olarak;
Durgunluk,
Halsizlik,
Aniden oluşan topallık,
Sürüden ayrı yatma isteği,
Kuzularda ölüm.
KORUNMA VE KONTROL
Şap hastalığı virusu enfekte hayvanlar ile hastalığa hassas hayvanlar arasında direkt temasla, et, süt vb. ile, hava yolu ile, araçlarla bulaşır. Kontrol tedbirlerinin amacı bu anlamda bulaşmanın önlenmesidir.
Böyle bir hastalıkla karşılaşılınca alınacak tedbirler nelerdir? Uygulanabilecek üç metod vardır ki bunlar; aşılama, aşılama ve kesim, sadece kesim. Aşılama hastalığın endemik olduğu Arjantin, Brezilya, Fransa, İtalya ve Afrika'nın bazı bölgelerinde, aşılama ve kesim metodu Danimarka, İsveç, İsviçre, Hollanda, Meksika gibi ülkelerde uygulanmıştır. Kesim politikası İngiltere, Kanada, A.B.D., Norveç gibi ülkelerde uygulanmıştır.
Hayvan hareketlerinin önlenmesi en etkili tedbirlerden biridir. İnsanların enfekte çiftlikleri ziyareti önlenmelidir. Hayvan taşıyan araçlar dezenfekte edilmelidir.
Enfekte hayvanların kesimi virus üretimini durdurur ve bulaşma zincirini kırar. Bu hastalık insidensinin düşük olduğu ülkelerde uygulanırsa ekonomik olacak bir metottur.
Şap aşıları inaktif viruslar ile hazırlanırlar. Aşıda kullanılacak şap virusunun seçimi çok önemlidir. Aşı virusu yüksek "r" değeri kadar iyi kültür özelliğine de sahip olmalıdır. Aşı üretildikten sonra zararsızlık ve bağışıklık yönünden test edilmelidir. Aşı monovalan, bivalan, trivalan ve polivalan şekillerde hazırlanabilir. Aşılama genellikle sığırlarda koyunlardan daha fazla olarak uygulanmaktadır.
Şap hastalığının kontrolü için çok yakın uluslararası işbirliği gereklidir.
Şap Mihrakı Durumunda Alınacak Tedbirler;
1.Hijyen kuralları ile beraber kesim metodu,
Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülür yakılarak veya gömülerek imha edilir. Kontamine malzemeler, et, süt vb. ürünler imha edilir. Bu işlemler dezenfeksiyon dahil sıkı hijyen kuralları ile beraber aşılamanın uygulanmadığı ülkelerde (İngiltere gibi) uygulanmaktadır.
2. Kesim ve mihrakların çevresinde aşılama ve hijyen kuralları
Hastalığın kontrol altına alındığı ülke ve bölgelerde yıllık aşılama olmaksızın enfekte hayvanlar ve şüpheliler karantinaya alınır. Enfeksiyon bölgesinin çevresindeki hayvanlar aşılanırlar.
3. Sığır populasyonunun yıllık aşılaması
Hedef populasyonunun en az % 80 ‘nin şap hastalığına karşı aşılanarak yeterli korumanın sağlanabilmesi amacıyla yılda iki dönem şeklinde ypoğun koruyucu aşılama kampanyaları sürü bağışıklığını sağlamaktadır.
ÖNLEMLER
Şap hastalığının mücadelesinde alınacak önlemler iki yönden ele alınabilir.
1.Hastalık çıkmadan önce alınacak tedbirler:
Duyarlı hayvanlara şap aşısının periyodik olarak uygulanması,
Yeni alınan hayvanlara şap aşısı yapılıp yapılmadığına dikkat edilmesi,
Yeni alınan hayvanlara diğer hayvanlardan ayrı bir yerde karantina uygulanması (20 gün),
Pazarda satılacak veya başka bir yere nakil edilecek hayvanlara en az 15-20 gün önceden şap aşısının yapılması ve Veteriner sağlık raporunun alınması,
Ahırların girişlerinde bulundurulması gerekli paspasların veya giriş havuzlarının devamlı olarak sodyum karbonat, bakır sülfat, sitrik asit vb. dezenfektan maddelerle muamele edilmesi,
Ahırlara hayvan bakıcılarından başkalarının sokulmaması,
Hayvan bakıcılarının özel elbise ve ayakkabı ile ahıra girmelerinin sağlanması, bakıcıların diğer ahırlardan uzak tutulması.
Sağımdan önce ellerin ve sağımda kullanılacak malzemelerin temizliğine dikkat edilmesi,
Şüpheli vakalarda Veteriner Hekim’den bilgi alınması.
2. Hastalık çıktıktan sonra alınacak önlemler:
Hastalıktan şüpheli hayvanların derhal ayrı bir yere alınması,
Ahırlara giriş çıkışların yasaklanması, ilgililere haber verilmesi,
Ahıra veya çiftliğe izinsiz kimsenin sokulmaması,
Araçların çiftliğe girişinin engellenmesi,
Yem, saman, altlık gibi malzemelerin giriş çıkışına izin verilmemesi,
Hasta hayvandan bulaşan yataklık ve otların yakılması,
Hasta hayvanlara ait sütlerin süt satıcılarına verilmemesi,
Satıcıların çiftliğe sokulmaması,
Hastalık sönüşüne kadar hayvan alım ve satımının yapılmaması,
Ahırlar birden fazla ise, her biri için ayrı bakıcıların bulundurulması, şayet mümkün değil ise bakıcılarının çizme ve elbiselerinin her ahırda değiştirilmesi,
Çevre ahır ve çiftliklerin ziyaret edilmemesi, yabancıların hayvanlarını görmeleri için çağırılmaması,
Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlarla temas edenlerin, bu hayvanlara ait eşya, malzeme ve naklinde kullanılan vasıtaların dezenfeksiyonunun sağlanması,
Kaynak:
www.tr.net/saglik/beslenme_sagligi_sap.shtml
http://www.sap.gov.tr/sap_hastaligi_genel.htm